Bir finans kurumunun büyüklüğü, geçmişinin uzunluğu veya geçmiş yıllardaki karlılık rakamları o kurumu her koşulda ayakta tutmaya yetmeyebilir. 2008 yılının Eylül ayında Wall Street'in en köklü yatırım bankalarından biri olan ve 158 yıllık bir geçmişe sahip Lehman Brothers, aylar içinde derinleşen bir likidite sıkışıklığının ardından iflasını açıklamak zorunda kaldı. Bu çöküş yalnızca tek bir bankanın sonu olmakla kalmadı, küresel finans sisteminin işleyişinde uzun yıllar sürecek değişikliklerin de fitilini ateşledi.
Peki bu çöküşe giden süreç nasıl işledi, dünyanın en büyük finans kurumlarından biri nasıl bu denli hızlı bir likidite krizine sürüklenebildi ve bu iflas piyasalarda kalıcı olarak neleri değiştirdi?
Krizin Kökeninde Ne Vardı?
2000'li yılların başında Amerika Birleşik Devletleri'nde uygulanan düşük faiz politikası konut kredisi talebini hızla artırdı ve emlak fiyatlarında kesintisiz bir yükseliş dönemi başlattı. Bu dönemde bankalar ve kredi kuruluşları kredi geçmişi zayıf, gelir belgesi yetersiz veya ödeme kapasitesi sınırlı olan tüketicilere yönelik konut kredilerini de yaygın şekilde dağıtmaya başladı, bu krediler finans dünyasında “subprime” yani eşik altı krediler olarak adlandırıldı. Bankalar bu kredileri kendi bilançolarında uzun vadeli olarak tutmak yerine bir araya toplayıp paketleyerek ipoteğe dayalı menkul kıymetler ve teminatlandırılmış borç yükümlülükleri gibi karmaşık finansal ürünlere dönüştürdü ve bu ürünleri dünyanın dört bir yanındaki kurumsal yatırımcılara sattı. Lehman Brothers bu süreçte konut piyasasına dayalı varlıklara en agresif şekilde yatırım yapan ve bu alanda pazar liderliğini hedefleyen kurumlardan biri haline geldi, bu da bankanın gelecekteki kırılganlığının temelini oluşturdu.
Yüksek Kaldıraç Nasıl Bir Risk Oluşturdu?
Lehman Brothers'ın iş modelindeki en kritik zayıflıklardan biri taşıdığı aşırı kaldıraç seviyesiydi. Banka sahip olduğu her 1 ABD Dolarlık özkaynağa karşılık 30 ABD Dolarının üzerinde bir varlık pozisyonu taşıyordu ve bu oran finans sektöründe son derece yüksek bir risk iştahına işaret ediyordu. Böylesine yüksek bir kaldıraç yapısında elde tutulan varlıkların piyasa değerinde yaşanacak yalnızca %3 ya da %4 seviyesindeki sınırlı bir düşüş bile bankanın tüm özkaynağını eritme potansiyeline sahipti. Üstelik Lehman Brothers bu devasa varlık portföyünü uzun vadeli ve istikrarlı kaynaklarla değil büyük ölçüde repo piyasasından sağlanan gecelik ve çok kısa vadeli borçlanmalarla finanse ediyordu. Bu yapı normal piyasa koşullarında sorunsuz işlese de piyasada güven sarsıldığı anda bankayı son derece kırılgan bir konuma sokabilecek bir zayıflık taşıyordu.
Güven Neden Aniden Ortadan Kalktı?
2006 yılının ardından Amerika Birleşik Devletleri'nde konut fiyatlarının tepe noktasına ulaşıp gerilemeye başlamasıyla birlikte eşik altı kredilerdeki geri ödeme sorunları hızla artmaya başladı. Konut piyasasına dayalı türev ürünlerin değeri çökerken Lehman Brothers bilançosunda bu varlıklar için art arda milyarlarca dolarlık değer düşüklüğü zararı kaydetmek zorunda kaldı. 2008 yılının ortalarına gelindiğinde piyasa katılımcıları bankanın gerçek mali tablosu ve elinde tuttuğu batık varlıkların büyüklüğü konusunda derin bir belirsizlik hissetmeye başladı. Bankayı asıl çöküşe sürükleyen unsur karlılığındaki gerileme değil likiditesinin adeta bir gecede kesilmesi oldu. Karşı taraflar bankaya borç verirken kabul ettikleri teminatların iskonto oranlarını sert biçimde yükseltti, gecelik repo borçlanmaları bir bir yenilenmemeye başladı ve müşteriler ellerindeki nakit ile varlıkları hızla başka kurumlara taşımaya yöneldi. Bu üç gelişme bir araya geldiğinde banka modern finans tarihinin en hızlı örneklerinden biri sayılabilecek bir banka hücumuyla karşı karşıya kaldı.
Çöküşün Yaşandığı Gün: 15 Eylül 2008
Lehman Brothers yönetimi krizin derinleştiği haftalarda sermaye artırımı, varlık satışı ve rakip kurumlarla birleşme gibi çeşitli kurtarma seçeneklerini masaya yatırdı. Ancak bilançodaki zararların boyutu ve elde tutulan varlıkların gerçek değerine dair süregelen belirsizlik, potansiyel alıcıları ve yatırımcıları anlaşmadan adım adım uzaklaştırdı. Amerikan yetkililerinin daha önceki aylarda başka finans kurumları için devreye soktuğu kurtarma senaryolarının bu kez Lehman Brothers için uygulanmayacağının netleşmesiyle birlikte banka için son çare kapıları da kapanmış oldu. Sonuç olarak 15 Eylül 2008 tarihinde Lehman Brothers resmi olarak iflas koruma başvurusunda bulundu ve bu adım Amerika Birleşik Devletleri tarihinin o güne kadar kaydedilen en büyük kurumsal iflası olarak finans tarihine geçti.
Bu Olayın Ardından Piyasalarda Neler Değişti?
Lehman Brothers'ın çöküşü tek bir kurumun sonu olmanın çok ötesine geçti ve karşı taraf riskinin aniden gerçek bir tehdide dönüşmesiyle küresel bankacılık sistemindeki güven mekanizmasını neredeyse tamamen dondurdu. Bankalar birbirlerine dahi kısa vadeli borç vermekten kaçınır hale geldi, kredi piyasaları büyük ölçüde kilitlendi ve bu durum reel ekonomiye de hızla sirayet ederek derin bir küresel resesyonun önünü açtı. Krizin ardından geçen yıllarda finansal düzenlemelerde köklü adımlar atıldı. Bankaların taşıyabileceği kaldıraç oranlarına küresel ölçekte çok daha sıkı sınırlamalar getirildi, likidite karşılama oranları ve sermaye yeterlilik standartları Basel III adı verilen düzenleme paketiyle önemli ölçüde güçlendirildi ve finansal kurumların ani likidite şoklarına karşı ne kadar dayanıklı olduğunu ölçmek amacıyla düzenli stres testleri sektörün kalıcı bir parçası haline getirildi.