buhran wall street cokusu
1929 Büyük Buhran Wall Street Çöküşü Nasıl Yaşandı?

Finans tarihinin en bilinen ve toplumlar üzerinde en derin iz bırakan krizlerinin başında 1929 Büyük Buhranı gelir.

1920'li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri'nde görülen sanayi atılımı, hisse senedi piyasalarında kesintisiz bir iyimserlik havası yarattı.

Toplumun hemen her kesiminde hisse fiyatlarının sürekli yükseleceği ve borsanın zahmetsiz bir kazanç kapısı olduğu inancı yerleşti.

Fabrika işçilerinden küçük esnafa kadar milyonlarca insan birikimlerini Wall Street borsasına yönlendirdi.

Sokaklarda herkesin hisse konuştuğu bu dönem finans dünyasında Kükreyen Yirmiler olarak anılmaya başlandı.

Ancak bu parlak dönemin arkasında borçlanmayla finanse edilen ve gerçek üretim kapasitesinden kopan kırılgan bir piyasa yapısı birikiyordu.

1929 yılının Ekim ayında başlayan satışlar, kısa sürede tarihin en sert borsa çöküşlerinden birine dönüştü.

Bu çöküş yalnızca borsa yatırımcılarını değil, bankacılık sistemini ve reel ekonomiyi de derinden sarstı.

Peki 1929 çöküşüne giden süreç nasıl işledi, marjin ticareti riskleri nasıl büyüttü ve kriz bankacılık sistemini nasıl kilitledi?

1920 Yıllarının İyimser Havası ve Tüketim Patlaması

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Amerikan ekonomisi çok hızlı bir büyüme sürecine girdi.

Fabrikalarda seri üretime geçilmesiyle birlikte otomobil, radyo ve elektrikli ev aletleri geniş kitleler için günlük yaşamın bir parçası haline geldi.

Şirketlerin açıkladığı yüksek karlar ve yeni tüketim alışkanlıkları, toplumda zenginliğin kesintisiz artacağı yönünde güçlü bir kabul oluşturdu.

Bu dönemde taksitli satışlar ve tüketici kredileri ilk kez bu kadar yaygın biçimde kullanılmaya başlandı.

İnsanlar birikim yapmayı beklemek yerine gelecekteki gelirlerini ipotek altına alarak borçla tüketmeyi tercih etti.

Kısa sürede toplum genelinde normalleşen bu borçlanma kültürü, bir süre sonra borsa yatırımlarının da ana yakıtı haline geldi.

Ekonomik büyümenin hiç durmayacağına inanan tasarruf sahipleri, ellerindeki tüm kaynakları hisse senetlerine aktarmaya başladı.

Piyasadaki bu yoğun ilgi hisse senedi fiyatlarını şirketlerin gerçek mali yapılarından çok daha hızlı bir şekilde yukarı taşıdı.

Kredili Hisse Alımı ve Marjin Ticaretinin İşleyişi

Borsada fiyatlar tırmandıkça daha fazla insan piyasaya girmek istedi ancak kişisel tasarruflar bir noktadan sonra bu iştahı karşılamaya yetmedi.

İşte bu aşamada aracı kurumlar ve bankalar marjin ticareti adı verilen kredili işlem mekanizmasını devreye soktu.

Bu sistemde bir yatırımcı hisse senedi almak istediğinde gereken paranın sadece %10 gibi küçük bir kısmını nakit olarak ödüyordu.

Kalan %90 tutarındaki bölüm ise aracı kurum tarafından borç olarak veriliyordu.

Yatırımcılar çok küçük bir özkaynakla son derece yüksek bir borç pozisyonu açabiliyordu.

Fiyatlar yükseldiği sürece sistem kusursuz işliyor gibi görünüyordu.

Örneğin 100 ABD Doları değerinde bir hisse senedi alan bir yatırımcı cebinden yalnızca 10 ABD Doları koyuyordu.

Hisse fiyatı %10 artıp 110 ABD Doları olduğunda, yatırımcı 90 ABD Doları tutarındaki borcunu kapatıp geriye kalan 20 ABD Doları tutarı alabiliyordu.

Böylece koyduğu 10 ABD Doları sermayeye karşılık %100 oranında getiri elde etmiş oluyordu.

Bu kolay kazanç vaadi kısa sürede toplumun her kesimini etkisi altına aldı ve yüz binlerce insan borçla hisse senedi almaya yöneldi.

Aracı kurumlar ise müşterilerine dağıttıkları bu borçları finanse edebilmek için ticari bankalardan gecelik krediler kullanıyordu.

Ticari bankalar halktan topladıkları mevduatları borsa spekülasyonunu fonlayan kurumlara aktarıyordu.

Tüm finansal sistem, hisse fiyatlarının hiçbir zaman düşmeyeceği varsayımı üzerine inşa edilmişti.

Spekülatif Havuzlar ve Ekonomik Gerçeklerden Kopuş

Borsadaki bu yükseliş dalgası yalnızca sıradan yatırımcıların ilgisiyle sınırlı kalmadı.

Piyasanın arka planında spekülatif havuzlar olarak bilinen varlıklı yatırımcı grupları organize işlemler yürütüyordu.

Büyük tüccarlar ve şirket yöneticileri belirli hisselerde ortak alımlar yaparak işlem hacmini yapay biçimde şişiriyordu.

Fiyatların her gün yukarı taşınması ve basında çıkan olumlu haberler, küçük yatırımcıların bu hisselere akın etmesini sağlıyordu.

Yeterince alıcı toplandığında büyük oyuncular ellerindeki hisseleri yüksek fiyattan satarak piyasadan çekiliyordu.

1929 yılının ortalarına gelindiğinde borsa endeksleri ile reel ekonomik gerçekler arasındaki makas tamamen açıldı.

Sanayi tarafında üretim fazlası oluşmaya başlamıştı.

Taksitli alışverişlerin doygunluğa ulaşması nedeniyle fabrikaların depolarında satılmayan mallar birikiyordu.

Tarım sektörü ise düşen ürün fiyatları ve kuraklık nedeniyle uzun süredir borç yükü altında eziliyordu.

Şirketlerin kar büyümesi yavaşlasa da borsa bu sinyalleri görmezden gelerek spekülasyonun etkisiyle yükselmeye devam etti.

Zirveden Geri Çekilme ve İlk Tedirginlikler

Dow Jones endeksi 3 Eylül 1929 tarihinde 381 puana ulaşarak dönemin tarihi rekorunu kırdı.

Bu seviye görüldükten sonra piyasada daha önce alışılmadık bir tedirginlik hissedilmeye başlandı.

Deneyimli bazı büyük yatırımcılar piyasanın aşırı şiştiğini fark ederek sessizce hisselerini satıp nakde geçmeye başladı.

Eylül ayı boyunca borsada yön arayışı devam etti ve sert dalgalanmalar yaşandı.

Her geri çekilmenin ardından uzmanlar bunun sağlıklı bir düzeltme olduğunu belirterek piyasayı sakinleştirmeye çalıştı.

Ancak Ekim ayına gelindiğinde dış ticaret dengelerindeki bozulma ve uluslararası piyasalardaki likidite sıkışıklığı satış baskısını artırdı.

Finansal sistemin taşıdığı yüksek kaldıraç, en ufak bir fiyat düşüşünü dahi büyük bir tehdide dönüştürecek aşamaya gelmişti.

Kara Perşembe 24 Ekim 1929

24 Ekim 1929 Perşembe sabahı Wall Street tarihin en büyük panik seanslarından birine uyandı.

Açılış zili çaldığı andan itibaren piyasaya devasa bir satış emri yığını çarptı.

Hisseler değer kaybetmeye başladığında marjin ticaretiyle borçlanmış olan yüz binlerce yatırımcının hesabında teminat açığı oluştu.

Aracı kurumlar yatırımcılardan teminatlarını tamamlamalarını talep etti.

Ancak borçla hisse almış olan tasarruf sahiplerinin ek para yatıracak nakit gücü kalmamıştı.

Teminatı tamamlanamayan yatırımcıların hisseleri aracı kurumlar tarafından fiyata bakılmaksızın zorla satışa çıkarıldı.

Bu zorunlu satışlar fiyatları daha da sert düşürdü.

Düşen fiyatlar yeni hesapların teminat açığına düşmesine yol açtı ve süreç mekanik bir satış sarmalına dönüştü.

Saatler içinde piyasada alıcı tarafı neredeyse tamamen boşaldı.

Dönemin işlem teknolojisi olan telgraf şeritleri ve fiyat yazıcıları işlem yoğunluğunu kaldıramayarak saatlerce geriden geldi.

Yatırımcılar hisselerinin o an kaç paradan işlem gördüğünü dahi bilmeden sadece satış emirleri gönderdi.

Borsa binasının önünde binlerce kişilik endişeli bir kalabalık toplandı.

Öğle saatlerinde büyük bankaların yöneticileri bir araya gelerek piyasayı desteklemek amacıyla kurumsal hisse alımları yaptı.

Bu organize müdahale düşüşü o gün için durdurdu ancak piyasadaki güven kaybını onarmaya yetmedi.

Kara Pazartesi ve Kara Salı ile Derinleşen Çöküş

Hafta sonu boyunca yaşanan tedirginlik, gazetelerin manşetleriyle birlikte tüm ülkeye yayıldı.

Yatırımcılar haftanın ilk gününde ellerindeki varlıkları ne pahasına olursa olsun nakde çevirme kararı aldı.

28 Ekim Pazartesi günü piyasa açıldığında bankaların kurduğu destek hattı saniyeler içinde dağıldı.

Dow Jones endeksi pazartesi gününü yaklaşık %13 değer kaybıyla tamamladı.

Ertesi gün olan 29 Ekim 1929 Salı günü ise finans tarihine Kara Salı olarak kaydedildi.

O gün borsada 16,4 milyon adet hisse senedi el değiştirdi ve bu işlem hacmi rekoru yaklaşık 40 yıl boyunca kırılamadı.

Piyasada alıcı kalmadığı için dev sanayi kuruluşlarının hisseleri dahi serbest düşüşe geçti.

Borsa endeksi Salı gününü yaklaşık %12 daha düşerek kapattı.

Birkaç gün içinde borsadan silinen toplam değer 30 milyar ABD Doları seviyesini aştı.

Bu tutar dönemin Amerikan federal hükümetinin tüm yıllık harcamalarının katbekat üzerindeydi.

Milyonlarca insanın yıllar boyunca biriktirdiği tasarruflar birkaç işlem gününde yok oldu.

Banka Hücumları ve Kredi Kanallarının Kapanması

Borsada yaşanan çöküş kısa sürede finansal sistemin ana omurgası olan bankacılık sektörüne sıçradı.

O dönemde ticari bankalar ile yatırım bankaları arasında yasal bir sınır bulunmuyordu.

Bankalar hem mevduat sahiplerinin paralarını doğrudan borsada değerlendirmiş hem de hisse alanlara kontrolsüz krediler vermişti.

Hisse fiyatları çöküp borçlular parayı geri ödeyemeyince bankaların bilançolarındaki aktifler değersiz kağıtlara dönüştü.

Bankaların zora girdiğini duyan vatandaşlar birikimlerini kurtarabilmek için banka şubelerinin önünde uzun kuyruklar oluşturdu.

Tarihe banka hücumu olarak geçen bu olaylar ülke genelinde aynı anda yaşandı.

Bankalar kısmi rezerv sistemiyle çalıştığı için kasalarında tüm mevduatları aynı anda karşılayacak nakit para bulunmuyordu.

Nakit ihtiyacını karşılayamayan binlerce banka kapılarına kilit vurmak zorunda kaldı.

1929 ile 1933 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri'nde 9 binden fazla bağımsız banka tamamen iflas etti.

Bu iflaslar borsada hiç işlem yapmamış ve parasını sadece bankada mevduat olarak tutmuş vatandaşların da tüm birikimlerini kaybetmesine yol açtı.

Reel Ekonomide Yaşanan Büyük Daralma

Bankacılık mekanizmasının çökmesi reel sektörün kredi damarlarını tamamen kesti.

Kredi bulamayan fabrikalar hammadde temin edemedi, siparişlerini karşılayamadı ve üretim faaliyetlerini durdurdu.

Şirketlerin peş peşe kapanmasıyla birlikte kitlesel işsizlik dalgası başladı.

1933 yılına gelindiğinde Amerika Birleşik Devletleri'nde işsizlik oranı yaklaşık %25 seviyesine tırmandı.

Gelirini kaybeden aileler ev kiralarını ve borçlarını ödeyemez hale geldi.

Sanayi üretimi yaklaşık yarı yarıya geriledi ve tüketim harcamaları durma noktasına geldi.

Tarlalardaki tarım ürünleri alıcı bulunamadığı için çürürken şehirlerde insanlar gıda kuyruklarında beklemek zorunda kaldı.

Kriz yalnızca Amerika ile sınırlı kalmadı, uluslararası ticaret hacminin çökmesiyle birlikte Avrupa, Asya ve Latin Amerika ülkelerine de sıçradı.

Dünya ekonomisi yaklaşık 10 yıl sürecek derin bir durgunluk ve deflasyon sürecine girdi.

Krizin Ardından Geliştirilen Yeni Piyasa Kuralları

1929 Büyük Buhranı denetimsiz bırakılan sermaye piyasalarının tüm ekonomik yapıyı nasıl çökertebileceğini açıkça gösterdi.

Yaşanan yıkımın ardından finansal mimariyi yeniden inşa etmek amacıyla köklü yasal düzenlemeler hayata geçirildi.

1933 yılında Glass Steagall Yasası yürürlüğe girdi.

Bu yasa ile ticari bankacılık ile yatırım bankacılığı birbirinden kesin sınırlarla ayrıldı.

Mevduat toplayan geleneksel bankaların borsada spekülasyon yapması ve riskli varlıklara yatırım yapması yasaklandı.

Banka hücumlarını engellemek ve tasarruf sahiplerinin güvenini sağlamak amacıyla Federal Mevduat Sigorta Kurumu kuruldu.

Böylece belirli bir tutara kadar olan banka mevduatları devlet güvencesi altına alındı.

1934 yılında ise sermaye piyasalarını düzenlemek ve denetlemek amacıyla Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu yani SEC kuruldu.

Halka açık şirketlerin mali tablolarını bağımsız denetimden geçirerek şeffaf biçimde açıklaması zorunlu hale getirildi.

Ayrıca kredili hisse alımlarına katı sınırlamalar getirildi ve aracı kurumların uygulayabileceği marjin oranları merkez bankasının kontrolüne bırakıldı.

Bu kurumsal adımlar modern sermaye piyasalarının ve denetim standartlarının temel referans noktası oldu.

Bu, sözlüğümüzde bulunan terimlerin sayısı
Bilmediğin terimi hemen ara!